
Gökbilimciler, Jüpiter’in ötesinde Güneş’in etrafında dolanan küçük ve buzlu bir gök cisminin kuyruklu yıldıza dönüşümünü ilk kez bu kadar yakından gözlemledi. “Sentor” adı verilen edilgen cisimler ile aktif kuyruklu yıldızlar arasındaki kayıp halkayı ortaya çıkaran bu keşif, uzayın derinliklerindeki evrime ışık tutuyor.
2004 yılında keşfedilen ve 450P/LONEOS olarak adlandırılan bu Sentor, Jüpiter ile Neptün arasında kararsız bir yörüngede bulunuyor. Kuiper Kuşağı’ndan dev gezegenlerin çekim gücüyle iç Güneş Sistemi’ne doğru itildiği düşünülen cisim, Güneş’e yaklaştıkça ısınarak harekete geçti. Hawaii’deki Gemini Kuzey Teleskobu ile yapılan gözlemlerde, cismin çekirdeği etrafında gaz ve tozdan oluşan bir “coma” (kuyruklu yıldız başı) tabakasının oluştuğu ve bu yapının 2019-2024 yılları arasında belirgin şekilde parladığı tespit edildi.
İçerikten Görseller



Jüpiter ailesine katılmaya aday

Yörünge periyodu şu an 22 yıl olan 450P, teknik olarak henüz 20 yıldan kısa periyotlu “Jüpiter Ailesi” kuyruklu yıldızları arasında yer almıyor ancak dev gezegenlerden alacağı küçük bir kütleçekimsel itme, bu dönüşümü tamamlamasını sağlayabilir. Nitekim bilim insanları, cismin yörüngesini geçmişe dönük incelediklerinde 1992 yılında Satürn’e oldukça yaklaştığını (yaklaşık 4,6 milyon km) ve bu karşılaşmanın yörüngesini kısaltarak cismi Güneş’e daha çok yaklaştırdığını belirledi.
Güneş’e en yakın noktası olan perihelyondan Ağustos 2024’te geçen 450P, maruz kaldığı yoğun ısı sayesinde yüzeyindeki ve yüzey altındaki gazları salmaya başladı.
Gizemi James Webb Teleskobu çözdü

James Webb Uzay Teleskobu ile yapılan analizler, 450P’nin etrafındaki gaz bulutunda su buharı bulunmazken yoğun miktarda karbondioksit gazı olduğunu gösterdi. Güneş’e olan mevcut mesafesinde su buzunun süblimleşmesi (buharlaşması) mümkün olmadığı için, bu hareketliliği tetikleyen temel unsurun karbondioksit olduğu anlaşıldı.
Ayrıca tespit edilen kristalleşmiş su buzu parçacıkları, cismin milyarlarca yıldır koruduğu ilkel yapısının Güneş ısısıyla değişmeye başladığını kanıtlıyor. Güneş Sistemi’nin 4,5 milyar yıl önceki oluşumundan bu yana bozulmadan kalan bu tür cisimlerin incelenmesi, gezegenlerin ve küçük gök cisimlerinin tarihine dair eşsiz veriler sunuyor.


